Muhlis Akarsu

Muhlis Akarsu

Her gün başka bir taraftan esersin.                                   Deli misin divanemi sevdiğim
Ne dedim de benden ayrı gezersin
Deli misin divanemi sevdiğim

Yüreğimde açan gülümdün benim
Aşkın deryasında salımdın benim
Dünyada kanadım kolumdun benim
Deli misin divanemi sevdiğim

Akarsuyu bilmem böyle mi sevdin
Aşkın ateşiyle sinemi deldin
Benim bu halıma sen sebep oldun
Deli misin divane mi sevdiğim

Yukarıda bir türküsünün sözlerini aktardığım Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas’ın Kangal ilçesinin eski adıyla Leşker, yeni adıyla Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okudu. Malatya’da ortaokulda okurken, ekonomik yetersizlikler nedeniyle ikinci sınıftan ayrıldı. Küçük yaşta Cem toplantılarına katılmaya başlamıştı. Bu toplantılarda, yöre seyitlerinden, ozanlarından etkilendi. Alevi-Bektaşi kültürünü öğrendi. Saz çalıp türkü, deyiş, nefes söylemeye başladı. Sesinin güzelliği dikkat çekmişti. Bağlamasıyla birlikte zakirlik yaptı. İlk öğrendiği deyişler Pir Sultan’a aitti.

Muhlis Akarsu, askerlik görevinden sonra 1970 yılında İstanbul’a yerleşti. Burada Mahzuni Şerif’in, Davut Sularî’nin deyişleriyle tanıştı. İlk söylediği deyişlerinde ve saz çalışında Davut Sularî’nin etkisi vardı. Giderek bu etkiden kurtuldu, tavrını oluşturmaya çalıştı. 1980’li yıllarda Akarsu, artık kendi kimliğini bulmuştu. O yıllara daha çok usta malı deyişler söyleyen Akarsu, 80’lerin başından itibaren kendi deyişlerini okumaya ağırlık verdi. Bağlamasına hâkimdi. Söylediği deyişlerle ve yumuşak ses karakterleriyle hemen dikkati çekiyordu. Sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı oldu.
Pir Sultan, Kul Himmet gibi büyük ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirdi. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Âşık Veysel gibi halk ozanlarının dünya görüşlerinden yola çıkarak insan sevgisini rehber edindi.

Deyişlerinde sevgi ve hoşgörüyü işliyordu. 1960’lı yılların sonlarından halk ozanlarının daha geniş kitlelere ulaşabilme aracı plaklardı. Muhlis Akarsu da 1970’de ilk 45’lik plağını çıkardı…

1972 yılında, çok saygı duyduğu Seyyit Halil Çiftlik’in kızı Muhibe Leyla Çiftlik ile evlendi. Daha sonraki yıllarda bu evliliğinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızı doğacaktı.
Alevî Dedeleri’nin çaldığı kısa kollu bağlamayı gündeme getirdi. Yine aynı yıl, “Muhabbet” serisi fikrini ortaya atmıştı. Kısa zamanda Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroğlu’ndan oluşan Muhabbet grubu kuruldu. Bu gurubun doldurduğu kasetler, beklenenin üzerinde ilgi gördü. Halk müziğimizin niteliğini yükseltti. Muhlis Akarsu, Muhabbet Serisi’nin bütün albümlerinde yer aldı. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okundu.

Muhlis Akarsu, ailesinin yoksulluğu nedeniyle öğrenimini sürdürememiş, bunun ezikliğini duymuştu. Çocukluk ve aşkın gül dikenli yollarına düştüğü yılları Kangal’da Minarekaya köyünde geçirmişti. Bu yörede halk ozanları çoktu. Divriği’nin ünlü Çamşıhı yöresine de çok yakındı. Bu nedenle deyişlerinde duygu yoğunluğu kendini gösteriyordu. Repertuarının büyük bölümünde sevda türküleri ağırlık kazanıyordu. Ayrıca Akarsu’nun feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü onlarca deyişi vardı.

Muhlis Akarsu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmasa da, deyişlerinde toplumsal konulara kayıtsız kalmadı. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülüyordu. 1980’li yıllarda türkülerinden dolayı üç yıl cezaevinde yattı. Her yıl yapılan Hacı Bektaşi, Abdal Musa, Veli Baba, Pir Sultan gibi Alevî toplumunun kültürel etkinliklerine katılırdı.

Kırk beş yıllık ömrüne, 100’den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakmıştı. 2 Temmuz 1993’de Sivas’ta büyük bir provokasyon sonucu yakılan “Madımak Oteli”nde, eşi ile birlikte Hakk’a yürümüştü. Maddi bedeni aramızdan ayrıldı. Ama milyonlarca seveninin kalbinde yaşıyor. Akarsu gibi çağlayan sesi, bu kubbede hoş seda gibi yankılanıyor. Muhlis Akarsu’yu ve aynı olayda hayatını kaybeden aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Metin Altıok, Behçet Aysan, Edibe Sulari gibi isimlerin de anıyoruz. Ruhları şad olsun.

Muhlis Akarsu’nun eserlerini dinledikçe gerçekten de akarsu gibi çağlayan sesini hissediyoruz. Ozanı bir şiiriyle anıyoruz:

Ey sevdiğim sana şikâyetim var
Ne sevdiğin belli ne sevmediğin
Ben de bir insanım bir de canım var
Ne sevdiğin belli ne sevmediğin

Eski günler hayalimden gitmiyor
Dün dediğin bugünkünü tutmuyor
Yiğidim ya sana gücüm yetmiyor
Ne sevdiğin belli ne sevmediğin

Akarsuyum böyle miydi ahtımız
Onun için viran oldu tahtımız
Umudum yok gülmez artık bahtımız
Ne sevdiğin belli ne sevmediğin