18 Kasım Pazartesi |

Orhun'dan Tuna'ya

Orhun'dan Tuna'ya

MİLLETİN ÖZÜNDEKİ AYNÎYET

Devlet, milletin hayâtiyeti için elzemdir, fakat devletin başına gelebilecek kazâlar, hattâ ölümler, milletin varlığını bitirmez. Bunun en güzel misâlleri, Türk târîhinde görülüyor. Etiketi farklı...

ZÂHİRÎ FETİHDEN HAKİKÎ FETİHE GEÇİŞİN SIRRI VE GEYİKLİ BABA

Bâzı sloganlar var ki, arkasındaki düşünce yapısı, daha önce hiç akla gelmemiş yeniliklere kapı açıyor zannedilir. Oysa insanın yeryüzündeki romanı yazılmaya başlandığı ândan beri,...

ITIKNÂME ÜZERİNE

Şinâsî, Mustafa Reşid Paşa için yazdığı kasîdede, Paşa’yla birlikte Tanzîmât Fermânı’nı da tebcîl ediyordu: “Ettin âzâd bizi olmuş iken zulme esîr,             Cehlimiz sanki idi kendimize...

HANGİSİ ÖNCE GELİR?

Meşhûr meseldir, adam, oğlunun tavır ve fiillerine bakarak: “Sen aslâ adam olamazsın!” demiş. Gel zaman, git zaman, bahsedilen oğul vezîr olmuş ve babasının sözünü...

Fetih Çiçeği Açtırmanın İlm-i Hâli

Eskilerin deyişiyle “tavattun”, yâni vatan tutma, Dünyâ târîhinde, Türk milletine has bir duruş olarak yer almıştır. Bu ulvî görünüşün ne kadar hâli, rengi, şekli...

ŞEHRBÂNÛ’DAN GAZZÂLÎ’YE GİDİP GELEN KELİMELER

Üzerinden on üç asrı aşkın bir zaman geçmesine rağmen, İslâm Dünyâsı’nın kanayan yarası olmaya devam eden “Kerbelâ” kıtâlinden sağ çıkan tek erkek, Ali Zeynelâbidin...

DOKSAN ÜÇ HARBİ AMORTİSİ

Doksan Üç Harbi sonunda, Rusya ve Bulgaristan’a verdiğimiz topraklar, tâvizler yetmiyormuş gibi; savaş müddetince sessiz kalmasının mükâfâtı, yâni “hakk-ı sükût” olarak, Yunanistan’a Tesalya ve...

Haçlı Kîni ve Târîhî Eserlerimiz

Târîhî eserleri korumaya yönelik resmî mevzûât; “yerli-yabancı, görünen-görünmeyen, çok eski, az eski” gibi ayırımlar yapmadığı hâlde, uygulamada, hissedilir bir farklılık görülüyor. Takdîr ve tercîh...

LÂTİFE LÂTİF GEREK

Fransız Kralı Dokuzuncu Charles (1560-1574) tahta çıkınca, yılbaşını 1 Nisan’dan 1 Ocak’a aldı. Fransızlar, bundan sonra yeni yılbaşını kutlamakla berâber, eskisini de unutmadılar. 1...

SADED DE KİM OLA?

Hâdisenin, bizzat yaşayanla onu dinleyen nazarındaki yeri, ne kadar farklıdır. O yüzden, “Ateş düştüğü yeri yakar..” demişler. Tabiî ki, her hâdise ateş dökücü değil....